Değerli Kazu okurları, bu makalemizde “Türkiye’de insan hakları mahkemesi var mı” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Kayseri’de Sessiz Bir Gün ve İçimde Büyüyen Soru
Kayseri’de sabahlar genelde sessiz başlar. Pencereden baktığımda Erciyes’in tepesi çoğu zaman bulutların arkasında kalır. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar kendimi lise günlerimdeki kadar kaybolmuş hissederim. O gün de öyleydi. Çayımı içip defterimi açtım. Günlük tutmak benim için bir alışkanlıktan çok, içimi dökebildiğim tek yer gibi.
O sabah tek bir cümle yazdım: “İnsan hakları için gerçekten bir mahkeme var mı bu ülkede?”
Bu soru bir anda gelmedi aslında. Birkaç haftadır içimde büyüyordu. Çünkü babamın iş yerinde yaşadığı bir olay, ailece bizi yormuştu. Haksızlığa uğradığını düşündüğü bir süreç vardı ve herkes farklı bir şey söylüyordu: avukat başka, komşular başka, internet bambaşka…
Ama en çok kafamı karıştıran şey şuydu: Türkiye’de insan hakları mahkemesi var mı?
Adliyede Başlayan Hikâye
O gün babamla birlikte Kayseri Adliyesi’ne gittim. Koridorlar her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar ellerinde dosyalarla bekliyor, yüzlerinde sabırsızlıkla karışık bir yorgunluk taşıyordu. Ben ise etrafa bakarken içimden sürekli aynı şey geçiyordu: “Burada herkes bir şeyini arıyor ama kimse tam bulamıyor gibi.”
Bir avukatla görüşmemiz vardı. İçeri girdiğimizde babam biraz daha dik durmaya çalıştı ama gözlerindeki kırgınlığı fark etmemek mümkün değildi. Avukat dosyaları karıştırırken sakin bir sesle konuştu:
“Önce iç hukuk yolları tükenmeli. Sonra gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi süreci var. En son da uluslararası başvuru yolu açılabilir.”
O an “insan hakları mahkemesi” diye bir şeyin aslında sandığım gibi Türkiye’de ayrı bir bina, ayrı bir kapı olmadığını yavaş yavaş anlamaya başladım. İçimde hafif bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben adaletin daha net, daha görünür bir yerde olduğunu düşünmek istiyordum.
“İnsan Hakları Mahkemesi” Ne Demekti Benim İçin?
Adliyeden çıktığımızda hava soğuktu. Babam sigara yakmadı, sadece cebindeki dosyaya baktı. Ben ise yürürken düşünüyordum.
İnsan hakları mahkemesi dediğimiz şey aslında neydi?
Google’da arattığımda karşıma hep aynı isim çıkıyordu: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi.
Strasbourg… Hiç gitmediğim, haritada yerini zor bulduğum bir şehir. İçimde garip bir his vardı. Bir yandan “demek böyle bir yer var” diye heyecanlanıyor, bir yandan da “neden bu kadar uzağa gitmek gerekiyor?” diye içten içe kırılıyordum.
Defterime o gece şunu yazdım:
“Adalet bazen aynı şehirde değilmiş. Bunu öğrenmek garip bir yetişkinlik hissi.”
Evde Sessiz Bir Gece ve İçimdeki Çatışma
O akşam evde televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Annem mutfakta sessizce bir şeyler yapıyordu. Babam koltukta dalmıştı. Ben ise odamda defterimin başındaydım.
Bir yandan öfke hissediyordum. Çünkü insan hakları dediğimiz şey bu kadar karmaşık olmamalıydı. Diğer yandan umut da vardı içimde. Çünkü en azından bir yerlerde, bir sistemin bu konuları değerlendirdiğini öğrenmiştim.
Ama yine de içimde şu cümle dönüp duruyordu:
“Türkiye’de insan hakları mahkemesi var mı?”
Aslında artık cevabı biliyordum. Ama içimdeki çocuk hâlâ net bir kapı, net bir tabela görmek istiyordu.
Babamın Sessizliği ve Benim Fazla Düşünmem
Ertesi gün babamla birlikte kahvaltı yaptık. Çok konuşmadı. Zaten babam genelde böyle zamanlarda susar. Ama o suskunluk bana çok şey anlatır.
Ben dayanamadım ve sordum:
“Baba, sence adalet gerçekten var mı?”
Bana uzun uzun bakmadı. Sadece çayını karıştırdı ve şöyle dedi:
“Var… ama bazen geç geliyor.”
Bu cümle içime işledi. Çünkü o an anladım ki mesele sadece mahkeme değil. Mesele beklemekti. Mesele belirsizlikti.
Şehirde Yürürken Düşünmek
O gün öğleden sonra Kayseri sokaklarında yürüdüm. Soğuk hava yüzümü kesiyordu. İnsanlar hızlı hızlı yürüyordu, herkes bir yere yetişiyordu. Ben ise yavaş yürüyordum.
İçimde iki ses vardı.
Birincisi diyordu ki: “Sistem var, yollar var, kurumlar var. Sabret.”
İkincisi ise daha gürültülüydü: “Ama neden bu kadar dolambaçlı?”
O sırada bir bankta oturup defterimi açtım. Şöyle yazdım:
“Adalet bazen bir bina değil, bir bekleyişmiş.”
Anayasa Mahkemesi ve Gerçeklerle Yüzleşmek
Araştırdıkça şunu daha net gördüm: Türkiye’de doğrudan “insan hakları mahkemesi” adıyla çalışan ayrı bir kurum yoktu. Bunun yerine bazı mekanizmalar vardı. En önemlilerinden biri Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi idi.
Ama bu bilgi bile içimdeki karmaşayı tamamen çözmedi. Çünkü ben bir isim aramıyordum aslında. Ben bir güven hissi arıyordum.
Kendi kendime şunu söyledim: “Demek ki sistem var ama görünürlüğü yok.”
Bu cümle bile beni hem rahatlattı hem de daha çok düşündürdü.
Strasbourg’a Uzanan Hayaller
Gece olduğunda tekrar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hakkında okudum. Kararlar, başvurular, süreçler… Hepsi çok teknikti.
Ama ben teknik değil, insani tarafını düşünüyordum.
Bir insanın kendi ülkesinde sonuç alamayıp başka bir ülkeye başvurması fikri içimde hem umut hem de kırgınlık oluşturdu. Sanki adalet biraz uzak bir akraba gibiydi; varlığını biliyordun ama yanına gitmek kolay değildi.
Defterime şunu yazdım:
“Adalet bazen pasaport ister mi gerçekten?”
İçimde Büyüyen Değişim
Zaman geçtikçe olayın kendisinden çok, bende bıraktığı etkiyi fark etmeye başladım. Artık daha dikkatli dinliyordum. Haberleri daha farklı okuyordum. İnsanların hikâyelerine daha fazla takılıyordum.
Çünkü şunu anlamıştım: İnsan hakları sadece mahkemelerde değil, hayatın içinde başlıyordu.
Ama yine de o soru tamamen gitmedi:
“Türkiye’de insan hakları mahkemesi var mı?”
Artık cevabı daha olgundu. Evet, doğrudan böyle bir mahkeme yoktu. Ama yollar vardı. Kurumlar vardı. Ulusal ve uluslararası mekanizmalar vardı.
Yine de içimdeki genç ben, hâlâ tek bir kapı arıyordu.
Son Bir Akşam ve Sessiz Kabulleniş
Bir akşam babamla birlikte çay içtik. Bu kez o konuştu:
“Bazen insan hakkını ararken kendini de kaybetmemeli.”
Bu cümle beni düşündürdü. Çünkü ben bu süreçte çok şey hissetmiştim: öfke, hayal kırıklığı, umut, belirsizlik…
Ama en çok da öğrenme hissi.
O gece defterime son bir şey yazdım:
“Belki de adalet bir yer değil, bir yol.”
Ve Kayseri’nin sessiz gecesinde, Erciyes’in görünmeyen siluetine bakarken şunu hissettim: İçimdeki soru tamamen bitmemişti ama artık daha ağır bir şey olmuştu. Soru değil, farkındalık.
Ve bu farkındalık, beni büyüten şeydi.
Okuyucularımıza “Türkiye’de insan hakları mahkemesi var mı” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kazu ekibi olarak bizi okumaya devam edin!