Çokluk Belirten Kelimeler Nelerdir? Bir Kayseri Akşamı Hikayesi
Hayat, bazen bir cümle gibi gelir. Düşünceler birer kelime, kelimelerse birer cümle olur. Ve bir gün bir bakarsınız, yıllar bir paragrafa dönüşüvermiştir. Ben de işte böyle bir akşam, Kayseri’nin soğuk rüzgarlarının keskinliğinde, kelimeleri bir araya getirerek duygularımı yazmaya karar verdim. Belki de çokluk belirten kelimeleri, yaşadıklarımda bulduğumdan. Kim bilir?
Akşamın Soğuk Yelinden Söz Açmak
Bazen yaşamın ne kadar belirsiz olduğunu düşündüm. O an, Kayseri’nin o keskin rüzgarı aklımı meşgul etti. Benim için Kayseri’nin soğuk akşamları, yalnızlıkla karışık bir huzur gibidir. Ama bu akşam bir farklıydı. Çünkü bir şeyleri anlamaya çalışıyordum. Bir gün önce akşam, okuldan sonra eski mahallemde bulduğum arkadaşım Ahmet ile uzun uzun yürümüştük. Konuştukça, çok şey öğrendim, ama bir o kadar da kaybettim.
Bana sıkça sorar, “Neler yapıyorsun?” diye. Ama ben artık bu soruya aynı cevabı veremiyorum. “Hiç bir şey,” demek, ne kadar da içimi acıtıyor. Ama işte o an fark ettim. Çokluk belirten kelimeler de bunun gibi… Başka şeyleri tanımlamaya çalışırken kayboluyoruz. Mesela, “çok” kelimesi… O kadar geniş ki. Bu kadar geniş olmasaydı, belki de o soğuk rüzgarı ve içimdeki boşluğu bu kadar hissetmezdim. Fakat o rüzgarı kesen şey sadece ‘çokluk’tu. O çokluk, beni hayatta tutan bir umudu bile taşır.
Bir Akşam, Bir Sorunun Yanıtı
Ertesi akşam, Kayseri’de yine aynı sokakta yürüyordum. Rüzgar biraz daha sert, ama yıldızlar o kadar parlaktı ki, sanki bir araya gelmişlerdi. İleriye bakarken, aklımda kaybolan bir şey vardı. Ahmet’in bana söylediği bir söz. “Bazen çokluk, seni tek başına bırakır,” demişti. Bu cümle, o kadar anlamlıydı ki… Çokluk gerçekten de bir zaman sonra yalnızlığa dönüşebiliyordu. O gün, yalnızlıkla bir araya gelen çokluk beni anlamlandırmaya çalışıyordu. O akşam yürürken, her adımda çokluk belirten kelimeler aklımda dolanıyordu.
“Çok, her zaman daha iyi değildir,” diye düşündüm. Kayseri’nin eski taş sokaklarında yürürken, bu kelimelerin ne kadar basit, ama ne kadar derin olduğunu fark ettim. Hangi kelimenin çok olduğunu, hangi durumun fazla olduğunu anlamaya çalışırken, her adımda biraz daha içimi döküyordum. Her kelimenin, her duygunun ardında bir başka gerçek vardı.
Çokluk bazen hayatta neleri kaybettiğimizin, neleri kazandığımızın da göstergesi oluyordu. Bu yüzden bu sorunun cevabını her seferinde farklı veriyorum.
Çokluk, Gerçekten Ne Anlatır?
Bir akşam saatinde, telefonuma gelen mesajla tekrar gerçeklikle yüzleşiyorum. Ahmet, “Hadi gel, bir kahve içelim, çoklukla yüzleşelim,” diye yazmış. Bu mesajda beni çekense, tam da o “çokluk” kelimesi. Çoklukla yüzleşmek? O zaman düşündüm: “Çokluk ne demek? Neden herkes çokluğu arar?”
Açıkçası, çokluk kelimesi her zaman bir eksiklik gibi gelir bana. Yani, bir şeylerin fazlası beni biraz korkutur. Bunu sormanın hiç zararı yok, değil mi? Yani, çokluk belirtmek için kullanılan her kelime bir noktada insanın içine işleyen bir duygu olabilir.
İşte bu yüzden, çokluk belirten kelimeler çoğu zaman ne kadar mutlu olduğumuzu değil, kaybettiklerimizi anlatır. “Çok” diyoruz, “çok şey var,” diyoruz ama nereye gitmek istediğimizi, neyi kaybettiğimizi çok iyi bilmeyiz.
Çekirdek Ailedeki Çokluk
Bir de bunun yanında, büyük bir ailenin üyeleriyle geçirdiğim zamanları düşünün. Her akşam gelen telefonlar, tatil planları, öğle yemekleri… Kayseri’nin sükûnetinde bulduğumuz o “çokluk” hiç bana aitmiş gibi hissettirmedi. Ailem, bana bazen çok fazla gelir ama sonra gözlerim dolarak onların hep orada olduğunu fark ederim. En basitinden, annem bir hafta sonu kahvaltıya gelenler için birden fazla kişi çağırır. O an, evdeki çokluk beni gerçekten zorlar. Ama sonra fark ederim ki, o çokluk beni gerçekten sarar, bana hayatta olduğumu hatırlatır.
Çokluk, aslında duyguları anlatmak için her dilde bir kelimedir. Ama her kültür ve toplumda farklılıklar gösterir. Mesela, Kayseri’de büyümüş biri olarak, çokluk çoğu zaman yüce bir değer gibi anlatılır. Birçok şey bir araya gelince aslında hayat daha da güzelleşir gibi hissedilir. Tabii ki bazen bu çokluk da insanı zorlar, ama öyle zamanlar olur ki, çokluk seni bir yastık gibi sarar. Bu yüzden çokluk, yalnızca bir dilbilgisel ifade değil, duygusal bir bağlamdır.
Sonuçta Ne Öğrendim?
İçimden geçen her kelime gibi, “çokluk” da her an değişiyor. Kayseri’nin soğuk rüzgarlarında, sabahın karanlığında, belki de Ahmet’in söylediği gibi “çokluk, seni tek başına bırakabilir.” Ama bazen de, o çokluklar seni kucaklayacak kadar güçlüdür. Çokluk belirten kelimelerin gücünü ancak tam o anda anlayabiliyorum. Bir zamanlar çokluk bir engel gibi gelirdi ama şimdi fark ediyorum ki, o çokluk da hayatın parçasıdır.
Her şeyin bir araya geldiği, her kelimenin bir anlam kazandığı bir dünyada, çokluk en güçlü kelimelerden biri. Kayseri’de yürüdüğüm o akşamda, bu kelimenin gücünü keşfettim. Çokluk, aynı zamanda bir araya gelme gücüdür. Başka bir deyişle, her şeyin birleştiği, bir araya geldiği yerde yeni bir anlam doğar. Bunu daha iyi anlayabiliyorum şimdi. O çokluklar da hayatın içinde bir yer bulur, tıpkı şu satırlarda olduğu gibi.